22 Eylül 2011 Perşembe

Össese.

Bir hayattır ki, yaşatır içinde. Bir hayaldir ki, koşturur peşinde. Bir gözde ahudur ki, yaşamak başarının gölgesinde. Bir büyük hüzündür ki, aramak geleceği karanlık yerlerde... Bir mühim gayedir ki, yorar insanı en genç haliyle... Her neyse... Anlatmak istediğim budur, tanımsızlığıyla uçsuz bir huduttur. Gözlerin gözlere baktığı kadar, dillerin dillere seslendiği kadar, geçmişi geleceğe bağladığı kadar...

Güzel bir gelecek arzusu sürekli tahayyür edilir genç yaşamlarda. Lakin her zaman eksik olmayan bir kaygı vardır bu düşüncelerde. Tanımı hep değişiktir farklı beyinlerde. Kimi, hiç çekinmeden karşısına çıkıp, geleceğini isteyecekken ondan, kimi, garip bir belirsizlik içinde büyütecektir onu gözlerinde. O diye bahsettiğim şey, ne canlıdır ne cansız. O diye bahsettiğim şey, vakti zamanı gelince, kimi insanın canına can katacakken, kimisi için o vakitler, olacaktır bir hüzn-gâh. O diye bahsettiğim şey, bir buçuk milyon insanın geleceği için karaladığı sayfalardır, işaretlediği, kimi zaman anlamsız, kimi zaman mühim sorulardır...

Peki bizlere düşen nedir? Cevabı basit; kime sorsak ders çalışmaktır yanıtı, kime sorsak test çözmektir cevabı. Aslında kimi zaman hak vermemek elde değil bu sözlere. ''Mademki geleceğimizi bize verecek olan şey bu sınavsa, kendimizi bu sınav için bazı şeylerden soyutlamamız gerek'' derim bazen kendi kendime... Hele bir okullar açılsın bakarız. Dostlarımı bir göreyim, kim bilir belki yeniden canlanırız...

Küçük bir çocukken, yetişkin bir insan olmaya adayken, okul kantininde, okul bahçesinde, arkadaşlarımla vakit geçirirken, kardeşim gibi sevdiğim dostlarım hep yanımdayken, onlarla geçirdiğim vakte paha biçilemezken, o dediğim şey, günü geldiğinde kardeşlerimle beni yarıştıracakken, geçmek zorunda mıyız ey dostlar, zehirli meyveli ağaçların süslediği öss bahçesinden...? Yetmez ki geçmek bahçeden ey dostlar. Bahçenin sonundaki küçücük kapıya ne demeli? Küçük bir kapı ama büyük insanları alıyor. Talihsizliğe falan bakmıyor, şansla oynanan bir oyun gibi hatta kimine göre. Tamam, kapıya kadar geldik, ya kapalıysa? Fazla seçeneğimiz yok gibi ey dostlar; ya anahtarı bulur açarız ya da anahtarı bulmaya çalışmaz kapıda kalırız... Nedir bu kapının ihtişamı, nedir bu kapıyı açmanın sırrı? Bu kapıdan geçmek bu kadar önemli mi ki? Bu kapıdan geçmek; insanın hayatını kazanması ya da kaybetmesidir, hayatını kazanmak ve o hayata bir adım önde başlamaktır. Tüm bunlar iyi güzelde, bu kapıya giden yolda ne var, kimler var? Bu kapıya giden yolda ben varım, sen varsın, biz varız, hepimiz... Bu kapıya giden yolda testle tost arasında sıkışmış gençlik var. Ya geçemezsek bu kapıdan, o zaman ne olur? Yıkılır mı tüm hayallerimiz? Kalmaz mı sevenimiz...

Peki bu öss dediğimiz şey can yakar mı? Kendileri ısırgan bir sivrisinek gibi midirler? Yazdık çizdik, tartıştık. Lakin bizim elimizde olan bir şey mi ki bu öss? Sordum kendime, cevabı yine kendimde; ''yavru bir kedi gibidir, ya seversin ya da evden kaçar'' dedim bilinçsizce... Bu kapı dediğimiz şey; öss, olmak ya da olmamak mıdır, tüm mesele bu mudur? Bende bilmiyorum ki mesele olan nedir, ne, ne değildir... ?

E.E

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder